Logo

Uygur Meselesine Kültürel Bakış

Eski Türk tarihinde Uygurların kurduğu medeniyet, Türklerin medeniyet kuruculuğunda atladığı en büyük eşiklerden birisidir. Sigorta sistemi, toplumsal ilişkileri düzenleyen çeşitli hükümler, Mani dinini anlatan edebi eserler, Turfan bölgesindeki o eşsiz Karız kanalları Uygurların kurduğu yerleşik medeniyetin eseridir. Dahası Türklerin ileride kuracağı imparatorlukların öncülü olan Karahanlı Devleti’nin kurulmasını sağlamıştır.

Karahanlı Devleti’nin kökeni birçok kaynakta Karluk- Yağma olarak gösterilse de Karahanlı Devleti’nin Uygur kökenli olduğu Çinli tarihçiler tarafından saptanmaktadır. Bununla ilgili en önemli kaynak Çin Devlet Tarihi’dir. Ayrıca Kutadgu Bilig incelemesi yapan Cumhuriyet devriminin dilbilimcisi Agop Dilaçar’da eserinin ön sözünde bu kökeni dile getirmiştir. Yani Uygurlar eski Türk tarihinin en önemli üç eserinden ikisinin yazıldığı, Orta Asya merkezli İslam aydınlanmasının başladığı (Kutadgu Bilig ve Divanü Lügati’t Türk) dönemin yolunu açmıştır.

Irk, Kavim ve Millet Kavramlarının Tanımı

Uygurların eski Türk tarihindeki önemini ortaya koyduğumuza göre bugünkü duruma gelelim. Ancak ondan önce ülkemizde bir türlü ortaklaşılamayan bazı kavramların tanımını yapalım. Bunlar; ırk, kavim ve millet kavramlarıdır.  Kamuran Gürun ırk kavramını şöyle açıklıyor: “En basit şekliyle tarif etmek istersek ırk, ırsi surette nesilden nesile geçen belirgin fiziksel benzerliklere sahip büyük insan topluluklarıdır. Irk kavramı dil ve milliyet ile karıştırılmamalıdır. Bir Latin ırkı, bir germanik ırk, bir Slav ırkı hiç olmamıştır. Bu bağlamda bir Türk ırkından söz edemiyoruz.”

Kavim kavramında ise kan bağı ve soy bağı olmakla birlikte ortak dil ve kültürden söz ediyoruz. Büyük düşünür Ziya Gökalp “Millet Nedir?” adlı makalesinde ırk ve kavim kavramları arasında farklar olduğunu belirtiyor. Irk kavramının biyolojik kaynaklı ortaya çıktığını belirten Gökalp, kavim kavramıyla ırk kavramının karıştırıldığını dile getiriyor. Race kökünden gelen ırk kavramı ve ethne kökünden gelen kavim kavramı arasında farklar bulunuyor. Dolayısıyla biz eski Türklerden söz ederken Türk ırkı diye bir ırktan bahsedemiyoruz ancak Türk kavminden rahatlıkla söz edebiliriz.

Millet kavramı ise ırk ve kavimden birçok yönden ayrılmaktadır. Millet kavramı bilindiği üzere Fransız Devrimiyle ve burjuvazinin oluşmasıyla fikir hayatımıza girmiştir. Mihri Belli Millet Gerçeği başlıklı yazısında milletin meydana gelmesi için şu dört temel ögeyi sıralamaktadır: toprak, dil, iktisadi yaşantı ve ruhi şekillenme birliği. Bu dört temel ögenin hepsi aynı anda sağlanmış olmalıdır. Dolayısıyla millet kan ve soy bağından ya da zoolojik benzerliklerden farklıdır. Buradan hareketle bugün biz Türk milleti adlandırmasını Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına yönelik olarak yapıyoruz.

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, Millet ve Milliyetler Prensibi kitabında ırk ve millet kavramları arasındaki farkı çok sade ve açıklayıcı bir biçimde ifade ediyor: “Millet kelimesiyle siyasî kuruluş anlaşılır. Kavim “peuple” kelimesi ise her şeyden önce kök bağını ve ırkı hatırlatır.”

Şimdi karşımıza bir soru daha çıkıyor: Türk kime denir?

Bugün Uygur meselesine bakışta da bu soru ayırıcıdır. Türk sözcüğünü salt ırkçı temelde açıkladığınızda bugün başka bir tavır alırsınız, Türk sözcüğünü geçmişte kurulan boylar federasyonunun ortak adı olarak yani “örgütlü olan, töreli” anlamında kullanırsanız ve Türk olmayı soy ya da kan bağına göre değil, dil üzerinden açıklarsanız başka türlü bir tavır alırsınız. Birinci yolda alınacak tavır bugün açıkça söylemek gerekirse etnik ayrımcılığı körükleyen Amerikancı tavırdır. Bu yaklaşımla Uygur Türklerini Çin’e karşı, Kırım Türklerini Rusya’ya karşı ve İran’da yaşayan Türkleri de İran’a karşı kışkırtırsınız. Üstelik bunu yaparken de HDP/PKK ve FETÖ ile de omuz omuza olursunuz. Dahası ABD’nin Batı Asya’yı basamak olarak kullanıp, Kafkas Seddi’ni aşarak Orta Asya’ya hâkim olmasına yol açarsınız.

Eğer Türk sözcüğünün gerçek tanımını, yani “töreli yasalarca düzenlenmiş olan” anlamını esas alırsanız hem komşularla dostluğu sağlarsınız hem de farklı coğrafyalarda yaşayan Türklerin güvenliğini sağladığınız gibi ABD’nin emperyalist tehditlerini önlersiniz. Nitekim hükümetimiz mevcut pratikte bu ikinci tavrı almaktadır.

Türk kime denir sorusunun cevabı bu bakımdan önemli. Nitekim yüzyıllar önce Kaşgarlı Mahmut bu soruyu Türkçe konuşan Türk’tür diye cevaplamıştır. Yani Türk kimliği, fiziksel bir görünüşle veya genetikle ya da kan bağıyla değil yazılan ve konuşulan dille izah edilmektedir. Bunun en büyük sebebi eski Türklerin atlı göçebe kültürüyle yaşaması ve geniş topraklara hükmetmiş olmasıdır. Ardından kurulan imparatorluklar da Türklerin başka kavimlerle, topluluklarla karışmasına neden olmuştur. Aslında artık bu durum tüm dünya için geçerlidir. Nitekim 19.yüzyılın ırk tanımları artık literatürden çıkmaktadır.

Dr. Doğu Perinçek, Orta Asya Uygarlığı isimli kitabında Türklerin örgütlenme ve uygarlaşmayla örtüşen bu tarihsel anlamını vurgulayarak Türk sözcüğüne şöyle bir bakış atmıştır:

“Türk adı, tarihin gündemine devrimlerle gelmiştir. Türk adı, tarih sahnesine birinci çıkışında, uygarlaşma, devletleşme, kurumlaşma ve hukuk yaratma süreciyle örtüşmektedir. Tarih sahnesine ikinci çıkışı ise, 19. yüzyıl ortalarında başlayan Türk Devrimi’nin (millî demokratik devrim) dayatmasıyla olmuştur. Türk adı, toplam olarak baktığımız zaman, tarih içinde devrim, devlet, siyaset ve hukukla bağlantılı bir içerik kazanmıştır.”

Öte yandan Türkçenin bugünkü konumu da Uygur meselesinde ve aslında dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Türk topluluklarına bakışta önemlidir. Türkiye’de ve dünyada Türkoloji’nin büyük hocalarından Prof. Dr. Talat Tekin’in Türk Dilleri Ailesi adlı makalesi bu konuyu ele almaktadır. Talat Tekin dönemindeki genel görüşe de karşı çıkarak; dil, lehçe ve ağız tanımlarını yerli yerine koyduktan sonra Türk lehçeleri diye anılan dilleri incelemiştir. Yani günümüz Anadolu Türkçesiyle dünyanın diğer yerlerinde konuşulan ve yazılan Türkçeleri günlük kullanımı esas alarak kıyaslamıştır. Bu kıyaslamada Türkiye’de kullandığımız Türkçeyle diğer Türkçeler arasında ciddi uyuşmazlıkların olduğu da ortaya çıkmıştır. Talat Tekin Hoca buradan hareketle lehçe olarak alınan bu Türkçelerin ayrı bir dil olduğunu ve bunların Türk dilleri ailesi içerisinde yer aldığını ifade etmektedir.

Nitekim Türkçeye dair ilk çalışmaları yapan Şemseddin Sami de Türkçeyi iki ana kola ayırmış ve birine Çağatay Türkçesi (bugün merkezi Özbekistan’dır.) ve diğerine Batı Türkçesi demiştir. Ancak bu iki kol arasında 300 yıllık bir kopukluk olduğunu da ifade etmiştir. Dolayısıyla bugün biz Anadolu’da yaşayan Türklerin kültürüyle Uygurların ve diğer Türklerin kültürleri ve hatta dilleri çok farklıdır. Eski metinlerden hareketle yapılan incelemeler bu gerçeği örtbas edememektedir.

Bu dil ailesi içerisinde Uygurca da vardır. Ancak Uygurca bir lehçe değil akraba bir dildir. Kanımca bu akrabalık da günümüzde yeni bilgi ve belgeler ve anlayışlar ışığında özgürce tartışılmalıdır.

Sonuç olarak: Uygur meselesine yaklaşımımızda geçmişteki kültürel ve dilsel ortaklıkları göz önünde bulundurmakla birlikte bu bağlamdaki ilişkilerde günümüzde geldiğimiz konumu da dikkate almak zorundayız. Kan ve soy bağının çözüldüğünü anlamak ve insanlığın ulus-devlet çağında olduğunu kavramak durumundayız. Bunun da ötesinde Türk kimliğinin dilsel ve siyasal bağ ile oluştuğunu her fırsatta ortaya koymaya devam edeceğiz. Örgütlü, yasalı Törük (Türk) için hep birlikte!

Gözen ESMER

Kaynakça:

Mihri Belli, Millet Gerçeği. Teori, s. 4-22.

Sadi Borak, Atatürk’ün Yayımlanmamış, Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1997, s. 377.

Ziya Gökalp, Millet Nedir?, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi, 2014, s. 146-154.

Kamuran Gürun, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi, Cilt 2, Karacan Yayınları, İstanbul, 1981, s. 35.

Doğu Perinçek, Orta Asya Uygarlığı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2008, s. 7.

Talat Tekin, Türk Dili Dergisi, 1978, s. 178-184.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir