Logo

Türk Milleti’nin Şahlanış Günü; 24 Temmuz

Son yüz yirmi yıllık tarihimizi kabaca milli devletin doğum sancıları, doğuşu, yükselişi ve savaşı olarak tasnif edebiliriz. Milli devlet ve milletin oluşum sürecini daha geriye 1876’ya kadar uzatabiliriz hatta. Kısaca son yüz elli yıllık tarihimiz milli devletin oluşum ve inşa sürecidir. Bugün hazırladığımız 24 Temmuz dosyasıyla kuruluş sancıları ve inşa sürecini 24 Temmuz ekseninde anlatmış olduk okuyucularımıza. Peki milli devlet neden ve nasıl savaşıyor. Bu savaşta 24 Temmuz’un önemi ne bizim yazımızın konusu bu.

Milli Devletin Doğuşu

Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce de emperyalizmle savaş içindeydi. Milli devleti zaten emperyalizme karşı direnen öncü örgütler, Genç Osmanlılar Cemiyeti, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve bu örgütlerin öncüleri meydana getirdi. Siyasal mücadele imparatorluk geleneğine ve yeni gelişmekte olan genç milli burjuvaziye ve sınıfın aydınlarına, siyasetçilerine dayanıyordu. Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Bahattin Şakir, Enver, Talat, Cemal Paşalar ve en nihayetinde hepsinden ileri fikirleri olan Mustafa Kemal; doğrudan emperyalizmle savaşan gazi meclisin meydana getirdiği cumhuriyetimiz emperyalizmle askeri anlamda savaşı Lozan ile uzunca bir süre sona erdirdiyse de savaş aslında hiç bitmedi. Biçim değişti, iktisat, eğitim, kültür bu savaşın cereyan ettiği farklı alanlardı.
Cumhuriyetle başlayan arasız devrimlerin tamamı ciddi ihtiyaçların ve uzun süre önce başlamış tartışmaların ürünüdür. Ali Suavi 1870’li yıllarda harf devrimini gazetesinde tartışıyordu. Kapitülasyonların kaldırılması 1913 yılında İTC tarafından resmen ilan edilmişti. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi ideologların fikirleri, Tevfik Fikret gibi aydınlarımızın yazıları Kemalist Devrimin yerli fikri kaynaklarını yarattı ve devrim 1865’te Belgrad ormanlarında kurulan Genç Osmanlılar Cemiyetinin mücadelesini zirveye çıkarttı!

Milli Devlet Savaşır, Milli Ordu Savaşır

1950 yılı itibariyle Türkiye küçük Amerika sürecine girdi. Demokrat Parti öncülüğünde devrimle kazandığımız milli cepheleri adım adım kaybediyorduk. Tanzimat geri dönmüştü, batıcılık, ekonomik bağımsızlığın kaybedilmesi aynı süreç yine başlıyordu ancak 27 Mayıs 1960’da Türk gençliği ve Türk ordusu el ele bu duruma karşı koydu. Atatürk dönemi sonrası milli devlet ilk atağını böylece yapmış oldu.
1980 sonrasında Türkiye Cumhuriyeti kurucu kadroların yarattığı önemli direnç merkezlerini kaybetti. Çankaya’nın şişmanı Özal 24 Ocak kararlarıyla milli ekonomiyi biçiyordu. “NATO ordusu olmuş TSK” milli kimliğinden kopartılmaya çalışılıyordu, Atatürkçü komutanlar tasfiye edilmekteydi. Çiller Özelleştirme İdaresini açarken “Son sosyalist devleti yıktık” diyerek, devletçiliğe savaş ilan ettiğini ve cüretkarca bu savaşı kazandığını söylemekteydi. 1995 yılına geldiğimizde milli kimliğinden oldukça uzakta ekonomisi dışa bağlı, ordusu “hizaya getirilmiş”, Amerika güdümlü iktidarlarla yönetilen bir Türkiye manzarası görüyorduk. Milli ordu ve milli devletin dinamikleri buna izin vermedi. Ordumuz Kuzey Irak’ta kurulacak “Kürdistan” a bir gecede 40 km derine inerek gereken cevabı verdi. NATO ordusu denerek psikolojik savaşla yıpratılmak istenen TSK milli devletin bölünmesine en sert biçimde tavır aldı. 28 Şubat 1998 yılında hükümet irticayı devlet dairelerine sokarken* ordumuz ve devletimiz içinde yer alan milli kuvvetler duruma boyun eğmedi ve bin yıl sürdüreceğiz kararlılığı ile Milli Güvenlik Kurulu 28 Şubat kararlarını okudu. Emperyalizmle el ele gezen irtica ezildi.
Bu süreç ne yazık ki bin yıl sürmedi. Amerika’nın “Türk ordusu hizadan çıktı” teziyle beraber, Kemal Derviş koalisyon hükümetini devirme görevi aldı ve devirdi. Ordumuzun kurmay kademelerine müdahale edildi ve nihayet PKK-AKP-FETÖ iktidarı kuruldu. Milli ekonomi tarumar edildi. 2006 yılında milli kuvvetlere savaş açıldı. Türk ordusunun Atatürkçü vatansever komutanları kumpaslarla içeri alınıyordu. 2014 yılına kadar Ergenekon-Balyoz kumpaslarıyla ordumuz ve milli siyasi kuvvetler FETÖ zindanlarında tutuldu. TSK içinde FETÖ yapılanmasının önü tamamen açıldı.
Açılım süreci ile PKK şehirlerimizde hendekler açtı. Büyük kentlerimizde örgütlendi, üniversitelerde teşkilatlar kurdu. Okul yönetimleri, FETÖ’cü polislerle el ele üniversitelerimizde terör estirdiler. Amerikan görevlileri Türk Devleti’ni bir sömürge devlet gibi idare ediyordu. Ordusu ve siyasi kuvvetleri etkisiz hale getirilmiş. Gazeteler ve Televizyonlarla halkı uyuşturulmuş bir sömürge devlet!
İşte bu süreç milli devletin ayaklanması ve dirilmesiyle son buldu. 2014 yılında Ergenekon-Balyoz tertipleri çöktü. 2015 yılında Türk Ordusu iki bin yıllık köklerine ve ebedi başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dayanarak bölücü terörün kâbusu oldu. 2015 yılı 24 Temmuz günü başladı operasyonlar. 24 Temmuz günü efsane geri döndü! Milli devletimizin ilk nüvesi olan 1908 Hürriyet Devrimi’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalizme tekmeyi bastığı ve devletinin tapusu olan Lozan Anlaşması’nın yıl dönümünde “etkisiz hale getirilmiş” Türk ordusu ayağa kalktı ve ABD’nin taşeron örgütü olan PKK’nın üzerine yürüdü.

15 Temmuz 2016-Neo 31 Mart

2014 yılından sonra ülkemiz tarihinde gördüğü en Amerikancı, en gerici iktidarın adım adım değişimine şahit oluyordu. Önce FETÖ yapılanması ile mücadele düşük dozda başladı. Kumpasları çökertildi, ordumuz kahramanlarına kavuştu. Ertesi sene diğer iktidar ortağı PKK eziliyordu. Tabi Abdülhamitler varsa, Enverler, Talatlar, Mustafa Kemaller varsa Prens Sabahattinlerde olacaktı. Türk ordusunun dağı taşı vurduğunu iddia edenler, FETÖ’nün gazetelerini ziyaret edenler, teröristlerle fotoğraflar veren bozguncular da ortaya çıktı.
Değişim milli devletin ayak sesleriydi ancak NATO’ya girmemizle başlayan küçük Amerika süreci devletin kalbine kendi örgütünü Gladyo’yu yani FETÖ’yü yerleştirmişti. Bakanlar kurulu, TBMM, yargı, bürokrasi ve belki bunlardan daha hayati olan ordu ve emniyet teşkilatı Fetullahçı kaynıyordu. Devlet kanser olmuştu. Yakın tarihte BÖRÜ dizisiyle emniyet teşkilatında durum bütün Türkiye’ye bir dizi vasıtasıyla aktarıldı. Ordu içindeki durum zaten hepimizin malumuydu. Vatan savunması başlamıştı ancak Fetullahçı subaylar Türk askeri değildi. Şerefli Türk subayının üniformasını giymiş Amerikan askerleriydi. PKK’ya ordunun harekât yapacağı yerleri sızdırıyor. İstihbarat bilgilerini uçaklarımız kalkmadan ABD ordusu haber alıyordu. Vatan savaşı bütün şiddetiyle sürerken Fetullahçı subaylar Rus uçağını düşürdü. En önemli bölgesel müttefiklerimizden birini bir sene kaybetmiş olduk.
2016 Temmuz’u tarih kitaplarına Türk milletinin şeref günü olarak geçecekti. Gündemi yakından izleyenler bunu belki daha önceden öngörmüştür. Temmuz başından itibaren ordu içindeki Fettulahçılara operasyon başladı. Generaller hakkında soruşturmalar başlıyor, Yüksek Askeri Şura’da temizlik yapılacağı iddiaları gündem oluyordu. Amerika, Türkiye üzerindeki son baskı aracını yitirmek üzereyken düğmeye bastı. 15 Temmuz 2016 akşam saat 22.00 sıralarında Fetullahçı subaylar harekete geçti. Ağustos sonuna planladıkları hareket devletin yaptığı hamleler nedeniyle erkene çekildi. Aceleyle bir darbe girişimi başladı. Yeteneksiz, torpille okullara girmiş, torpille okulları bitirmiş ve yine torpille rütbe almış Türk subayı üniforması giymiş teröristler orduyu darbeye seferber edemedi. Türk ordusu bir şanlı direnişe imza atıyordu. Muvazzaf ve emekli Atatürkçü subaylar Amerikan müdahalesine karşı direnişe geçtiler. Ömer Halisdemir gibi nice kahraman 15 Temmuz gecesi tarih yazdı! Fetullahçı teröristler ordu millet birlikteliğini hesaba katmamışlardı. Türk milleti, Atatürk’ün “Hakimiyet bila kaydu şart milletindir” sözünü yaşattı. Amerikancı müdahaleye karşı büyük bir bilinç sıçramasıyla milletimiz ayağa kalktı ve terörislere karşı kahramca mücadele etti. 15 Temmuz gecesi 180 sivil vatandaşımız şehit oldu!
Darbeleri anlamanın ve adlandırmanın da bir yöntemi vardır. Eğer ordu halkla el ele vermişse devrim yapar. 1908 Hürriyet Devrimi, 27 Mayıs 1960 Devrimi böyledir. Eğer ordu ABD ile el ele verirse darbe olur. 12 Eylül darbesi böyledir. Amerikalılar “bizim çocuklar halletti” lafını bu yüzden etmiştir. 15 Temmuz gecesi ordumuzun çok büyük bir bölümünü meydana getiren Atatürkçü, vatansever komutanlarımızla, askerlerimizle, Türk milleti el ele vermiştir. 8-10 bin kadar Fettulahçının bu büyük güce diz çöktürme hatta direnme şansı yoktur. 16 Temmuz sabahına uyandığımızda en gerici iktidar dediğimiz AKP genel merkezine dev boyutta Atatürk posterlerini asmıştı. Eğer emperyalizmle savaşıyorsanız Atatürk’e sarılırsınız. Açılımı, Ergenekon-Balyoz tertiplerini ve Amerikan müdahalesini göğüslerken bütün devlet ve hatta iktidarda değişime uğradı. Bugün İran ambargosuna katılmayan, silah sanayini millileştiren, vatanın bütünlüğü için çabalayan devletimizin sonuna kadar arkasındayız.
Savaşan hükümet her ne kadar dönüşüme uğradıysa ve zorunluluklara, milli devletin zorunluluklarına, teslim olduysa da üretim ekonomisini inşa edecek, cephe gerisini yani milleti birleştirecek, bölgesel ittifaklar kuracak kabiliyet ve vizyondan yoksundur. Vatan savunması için atılan doğru adımları destekliyor ve savaşı AKP iktidarına teslim etmiyoruz. Şanlı Silivri direnişleri, 19 Mayıs yürüyüşleri ve bunlar gibi nice eylem olmasaydı siyasi süreç bu noktaya gelmezdi. Doğru adımları desteklemeyenler millet karşısında rezil duruma düşüyor ve vatanseverliği AKP tekeline bırakıyor. AKP iktidarının savaş içinde tutarsızlıkları ve beceriksizliklerini görüyoruz. Vatan Savaşımızı biz nihayete erdirecek ve Tam Bağımsız Türkiye’yi biz kuracağız!
Tıpkı 31 Mart ayaklanması gibi gerçekleşti 15 Temmuz kalkışması. 31 Mart Ayaklanmasının arkasında İngiltere vardı ve ordu içindeki alaylı grup ayaklanmayı çıkartmıştı. Ayaklanmanın üzerine yürüyen ordunun kurmay başkanı Mustafa Kemaldi! 15 Temmuz kalkışmasının üzerine binlerce Mustafa Kemal yürüdü. Türk milletinin bağrında ne Mustafa Kemaller ne Mahmut Şevket Paşalar bitmez.

24 Temmuzların Programı

Yazımızın başında değindik. Son yüz elli yılımız milli devletin oluşum, inşa ve savaş dönemidir diye. Milli devleti emperyalizme karşı savaş yarattı. Devrimlerin tamamı emperyalist hegemonyayı yıkmak ve yerli, milli gelişimin önünü açmak içindi. Atatürk’ün altı okunu emperyalizmle savaş dışında okuyanların halini bugün esefle izliyoruz. Aydınlanma mücadelesini, tam bağımsızlığın önüne koyuyorlar. Türk Devrimi’nin programını bir tarihle ifade edecek olursak bu tarih kuşkusuz 24 Temmuz olur.
Hakkında en çok tartışılan iki mesele laiklik ve milliyetçilik örneğin iki farklı ideolojik görüşe ait gibidirler bugün Türkiye’de ancak laiklik yalnız çağdaşlık demek değildir. Milliyetçiliğin tamamlayıcısıdır. Milleti din, mezhep farkı gözetmeksizin birleştirmenin başka yolu yoktur. Milliyetçilik bir ırka aitlik veya geçmiş başarılarla övünmek demek değildir. Emperyalizme karşı vatan savunması yapan milliyetlerin kaynaştığı üst kimliği ve millet olma bilincini ifade eder. Devrim tarihimizi emperyalizmle mücadele dışında incelersek, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugününü bu savaş yokmuş gibi, ordu dağı yaşı vuruyor, bataklığa giriyor diye ele alırsak tarihteki yerimiz Prens Sabahattinlerin, Damat Feritlerin, Ali Kemallerin yanıdır.
Başkomutan Mustafa Kemal Büyük Taarruz emrini 26 Ağustos sabahı verdi. Türklerin büyük komutan Alparslan komutasında Anadolu’nun kapılarını açtığı Malazgirt Meydan Muharebesiyle aynı tarihte. Malazgirt’te de karşımızda bizden kat kat büyük ve donanımlı bir ordu vardı. 26 Ağustos 1071’de Anadolu’ya girdik, 26 Ağustos 1922’de Anadolu’yu işgalcilerden kurtardık. Tarihte bu tür şeyler rastlantı değildir. Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa Lozan ve Hürriyet Devrimi’ni aynı güne denk getirdi. Çünkü bütün devrimlerimiz emperyalizme karşı savaşın ürünüydü. Reval’de Rus Çarı ve İngiliz Kralı Makedonya’yı paylaşmak üzere toplanmıştı. İTC buna izin vermedi ve devrim meydana geldi. Vatan savunmamızın yani Türk Devrimi’nin bu büyük ikinci atılımı da 24 Temmuz tarihi ile taçlandırıldı. Devlet aklı böyle çalışır. 24 Temmuz 2015’de başlayan operasyon milli devletin ayağa kalktığını ve Hürriyet Devrimi’ne, Lozan’a yanı vatana ve hürriyete sahip çıktığını gösterdi. Türk milletinin 24 Temmuz’u kutlu olsun! Vatan ve hürriyet mücadelesi için 1908’den Kurtuluş Savaşımıza, yıllardır Amerikan Taşeronu PKK ile mücadelede şehit olan binlerce Mehmetçiğimizin ruhuna saygıyla; Yaşa vatan çok yaşa, yaşa millet çok yaşa!

Mert Gezici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir