Logo

Türk Devrimi’nin tarihi miraslarına ihanet ediliyor

Türkiye’nin önemli dönüm noktalarında rol oynayan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tarihsel mirasları gün geçtikçe tahrip ediliyor. Cağaloğlu’nda, İstanbul Erkek Lisesi’nin biraz ilerisinde bulunan İttihat Terakki Cemiyeti’nin genel merkezi olarak kullanılan yapı bakımsızlıktan ve sahipsizlikten çökmek üzere. İttihatçıların ve Teşkılatı Mahsusa fedailerinin uğrak mekanı olan Meserret Kıraathanesi ise artık yok.

Kırmızı Köşk
Kullanılan ahşabın rengi nedeniyle “Kırmızı Köşk” olarak bilinen bina 1908’den itibaren İttihat ve Terakki Partisi’nin genel merkezi olarak kullanıldı. 1908-1918 arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen yönetildiği yerdi. Enver, Talat, Cemal Paşa’lar bu binada körüklü çizmelerini gıcırdatarak az dolaşmadı. Ziya Gökalp, partinin yayınlarını buradan yönetiyordu. Keza Teşkilat-ı Mahsusa’nın adamları için de merkezdi burası. Mahmut Şevket Paşa’yı sadrazam yapan Babıali Baskını burada örgütlendi. Enver Paşa, beyaz bir at üzerinde hükümeti teslim almaya buradan uğurlandı. Çanakkale Savaşı’nın gururu da burada yaşandı. Burasıİttihat Terakki’nin Talat Paşa başkanlığındaki son kongresine de (1 Kasım 2018) ev sahipliği yaptı.

Yapı daha sonra bizzat Atatürk’ün talimatıyla Cumhuriyet gazetesine tahsis edildi. “Cumhuriyet Olayı” (Altın Kitaplar Yayınevi, 1. Basım / 1994) kitabında Emin Karaca, Mustafa Kemal’in Yunus Nadi ile konuşmasını şu şekilde aktarıyor:

“Bir akşam Köşk’teki (Çankaya) sofrasında konuşurken, Mustafa Kemal, Selanik şivesiyle ‘Bak çocuk, ne yapalım seninle’ dedi. ‘İstanbul’da, Babıâli’nin göbeğinde, bütün bu cumhuriyet düşmanı ve hilafet yanlılarına karşı mücadele verecek bir gazete çıkaralım. Benim Hakimiyet-i Milliye ve senin Anadolu’da Yeni Gün aşağı yukarı şimdiye kadarki görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Gazetenin adı da yeni rejimimiz cumhuriyetle özdeş olsun. ‘Cumhuriyet’ koyalım adını. İstanbul’daki İttihat ve Terakki’nin eski Merkezi Umumi binası ‘Kırmızı Konak’ı gazetenin merkezi yapalım. Var mısın? Ne dersin başarabilir miyiz bu işi’ dedi.

Evet Paşam’ dedim. Hiç vakit geçirmeyelim. Ben bu işe hemen girişeyim.

Uzun bir zaman Cumhuriyet gazetesinin basıldığı “Kırmızı Köşk”, 2012 yılında İpekyolu Kuyumculuk’un sahibi İbrahim Kaygısız’a satıldı. Kendisinin 2012’de Radikal gazetesine verdiği demeçte köşkün müze otel olacağını ve restorasyon yapılacağını iddia etmesine rağmen “Kırmızı Köşk”e tek çivi çakılmış değil. Her yağmurda daha çok darbe alan yapının ahşapları gün geçtikçe dökülüyor ve bahçesi otopark olarak kullanılıyor.

İTC olarak bilinen İttihat ve Terakki Cemiyeti binasının bugünkü hali (yukarıda)

Meserret Kıraathanesi

İttihatçı subayların uğrak mekanı olan Meserret’in kuruluşu 1896 yılına dayanıyor. Bab-ı Ali Baskını’nın planlandığı ve baskını yapacak ekibin toplandığı yer olarak biliniyor. Meserret Kıraathanesi aynı zamanda edebiyatın da kalbinin attığı yerdi. Salah Birsel “Kahveler Kitabı”nda buradan “Meserret Kahvesi tüm İstanbul’un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez” diye bahseder.

Sirkeci’de Ankara ve Ebusuut caddelerinin köşesindeki kahve, yazarlarla gazetecilerin uğrak yeriydi. 1900’lerin başında açılan kahvenin gediklileri arasında Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sait Faik, Edip Cansever, Melih Cevdet Anday, Muzaffer Buyrukçu, Mehmet Rauf, Halit Ziya Uşaklıgil, Necip Fazıl gibi edebiyatçılar yer aldı.

Orhan Kemal birçok eserine burada başlarken kahveyi “Meserret Bâb-ı Ali’den ekmeğimi çıkarmaya çalışmanın başlangıç noktasıdır” diye andı.
Daha sonraları Bab-ı Ali’deki gazetecilerin haber alışverişinde bulunduğu için “Ajans Meserret” de denildi. Kıraathane, 1960’larda pastaneye dönüştü. Günümüzde ise yerinde özel bir banka bulunuyor.

Sadece binadan ibaret değiller

Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Devlet Kavgası” kitabında Taylan Sorgun, Bab-ı Ali Baskını’nı anlatırken bu iki mekana şu şekilde değinir:

Bab-ı Ali Yokuşu’nun başındaki Meserret Kıraathanesi’nde baskına katılacak olanlar beklemeye başladılar. Babıali’nin muhafız taburundaki İttihatçı zabitan icap eden tertibatı almıştı. Talat Bey ile Sapancalı Hakkı biraz sonra Meserret Kıraathanesi’ne geldiler. Enver o sırada Merkezi Umumi’nin(Kırmızı Köşk) karşısındaki askeri müfettişlik odasındaydı. Mustafa, Necip, İzmitli Mümtaz, Yakup Cemil de yanında bekliyorlardı. Ömer Naci Babıali’ye inen yokuşta vaziyet almıştı. Nafıa Nezareti’nin önünde bekliyordu, her şey tamamdı…”

Sonuç olarak bir yandan Türk Devrimi’ne önderlik eden İttihat ve Terakki’nin tarihi mirasları tahrip ediliyor bir yandan da İstanbul’un geleneksel yapıları özel mülk olarak satılıyor.

Kırmızı Köşk’te hala Talat Paşa’nın sesi yankılanıyor, Enver Paşa’nın beyaz atı kişniyor, Ziya Gökalp cemiyete ”Türkçülüğün esasları”nı anlatıyor.
Meserret Kıraathanesi’nde hala Yakup Cemil’in heyecanlı bekleyişi var, Orhan Kemal “bereketli topraklar”da yaşamanın huzuruyla kahvesini yudumluyor, Attila İlhan Sait Faik ile laflıyor hala.

Kıymayın efendiler…

Eren Öztürk

İnciraltı Tarih Cemiyeti Üyesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir