Logo

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Neden Kapatıldı?

22 Eylül 2020, 19:03

Kemalist Devrim süreci Türk tarihinin en büyük kırılmalarından biridir. Bu büyük ve coşkulu devrimci süreç düvel-i muazzamaya (emperyalist büyük devletler) karşı verilen bir savaşla başlamıştır. Bu sıcak savaş döneminde devrimin önderi Mustafa Kemal Atatürk emperyalizme karşı en geniş iç cepheyi kurmuştur. Bu cepheyi savaş sırasında da her zaman güçlendirmiştir. Zaferinin en büyük anahtarı budur. Kurtuluş Savaşı nihayete erince Mudanya Ateşkes ve Lozan Barış Antlaşmaları bu süreci taçlandırmıştır. Ancak her devrimci süreçte olduğu gibi bu süreçte de devrimin yani aslında hayatın gerisinde kalanlar, ona yetişemeyenler olmuştur. Hayatın bir yasası olarak geride kalanlar daha sonra “karşıya” geçmişlerdir. Kemalist Devrim sürecinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bahsettiğimiz bu yasanın bir yansımasıdır.

I. Meclis ömrünü tamamlayıp yeniden seçimlere gidileceği zaman 1919’da başlayan devrim sürecinin artık başka bir aşamada olduğu devrimin lideri Mustafa Kemal Atatürk tarafından saptanmıştı. Türk milletinin önünde duran ihtiyaç esaslı arasız devrimlerdi. Bu sebeple çelikten iradeye sahip bir meclise ihtiyaç vardı. Bu anlayışla Atatürk II. Meclis’i oluşturacak vekilleri tek tek ele alıyordu. Kararlı ve devrimden taviz vermeyecek vekiller Türk milletinin arasız devrimler ihtiyacını karşılayabilirdi. Bu ince elenip sık dokunan listedeki kişiler ile II. Meclis 11 Ağustos 1923 tarihinde açıldı. Bu meclisin ilk işi Türkiye Cumhuriyeti’nin tanınma belgesi olan Lozan’ı onaylamak oldu.


İlk Büyük Kopuş: Cumhuriyetin İlanı

27 Ekim 1923 günü dönemin hükümet başkanı Fethi Bey (Okyar) istifa etti ve bu istifa bir hükümet krizine yol açtı. Yeni hükümet “meclis hükümeti” yönetim şekli ile kurulamıyordu. Bu sebepten dolayı Atatürk, Meclis Birinci Başkanı olarak meclise çağrıldı.  Çoktan beri kararlı olduğu cumhuriyetin ilanı ve kabine usulü idareyi sağlamak için Teşkilat-ı Esasiye’de değişiklik yapılması gereken tasarıyı Meclise sundu. Mecliste kabul edilen tasarıyla Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk Cumhurbaşkanı seçildi. Bir gün sonra İsmet İnönü ilk hükümeti kurdu ve vekâleten Halk Fırkası’nın başkanlığına getirildi. Fethi Bey ise Meclis Başkanlığı’na seçildi. Rauf Orbay’ın daha önceden seçilmiş olduğu Meclis İkinci Başkanlığı makamı kaldırıldı.

Cumhuriyetin ilanı ile devrimin gerisinde kalanlar kendilerini bir çizgi olarak belli etmeye başladılar. Burada devrime yapılan eleştiriler henüz sert bir çizgiye oturmuş değildi. Yapılan esaslı eleştiri cumhuriyetin ilanının acelece yapılmış olduğudur. Devrim süreci ilerledikçe devrimlere karşı yapılan eleştirilerdeki pek sert olmayan çizgi daha sertleşiyor ve devrimin karşısındaki hatta oturuyordu. Buna verilebilecek en iyi örnek ise Hilafet’in kaldırılmasıdır. Burada devrime yönelen parti içindeki muhalefet çokça sertleşmiştir. Uzun süren tartışmalar sonunda 3 Mart 1924’te, 429 sayılı Kanunla Siirt mebusu Halil Hulki ve elli arkadaşının önergesi kabul edilerek Şer’iye, Evkaf ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletleri kaldırıldı. 430 sayılı Kanunla, Manisa mebusu Vasıf Bey ve elli arkadaşının önergesi kabul edilerek eğitim ve öğretimin birleştirilmesi kanunu kabul edildi. 431 sayılı Kanunla Siirt Mebusu Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının önergesi kabul edilerek, Halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye dışına çıkarılmasına karar verildi.[i]

Hilafetin kaldırılması parti içinde bulunan muhalefetin iyice belirginleştiğini göstermiştir. Özellikle Rauf Orbay parti içi muhalefetin başındaki isimdi. En uzun konuşmaları o yapıyor, İstanbul gazetelerinde sayfalar kendisine ayrılıyordu. Daha önce komutanlık–vekillik ayrımında komutanlığı seçmeye yakın olan Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy’un da parti içi muhalefete yakın oldukları bilinmekteydi. 26 Ekim 1924’te Kazım Karabekir görevinden istifa etti, onu Ali Fuat Cebesoy izledi (30 Ekim 1924). Atatürk bunu “Paşalar Komplosu” olarak nitelendirmişti. Ordunun gücünün parti içi muhalefete hizmet eden bir nitelik kazanamaması için Atatürk hem milletvekili hem komutan olan paşalara ikisinden birini tercih etmeleri gerektiğini söyledi. Fevzi Çakmak buna hemen uyarak vekillikten istifa etti. 7. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa ve 3.  Ordu müfettişi Cevat Paşa dışındakiler de istifa ettiler. Bu iki paşanın askeri görevlerine son verildi.[ii]

Parti İçi Muhalefet Partileşiyor

Bu olayların hemen öncesinde (20 Ekim 1924) Menteşe (Muğla) mebusu Esat Efendi Mübadele, İmar ve İskân Vekili Refet Bey’e soru önergesi vermiştir. Aldığı cevaptan memnun olmadığını iddia eden Esat Efendi 5 Kasım günü bu soruyu gensoruya dönüştürmüştür. Esat Efendi’nin verdiği gensorunun diğer bakanlıkların yaptığı mevcut işleri kapsadığını ifade eden İsmet İnönü bu gensorunun bakanlığa değil hükümete verildiğini kabul ettiğini açıklamıştır. Bu olay parti içi muhalefetin parti içinde kalarak yaptığı son taarruzdur. 8 Kasım günü Meclis’te yapılan gensoru oylaması sonucu 19 oya karşı 148 oyla hükümete duyulan güven ortaya konulmuştur.[iii] Oylamada karşı oy kullananlar ise şunlardı: Feridun Fikri (Düşünsel), Dersim İhsan Ergani Sabit (Sağıroğlu), Erzincan Halet Erzurum Raif (Dinç), Erzurum Rüştü Erzurum Ziyaeddin Erzurum Arif Eskişehir Zeki Gümüşhane Adnan (Adıvar) İstanbul İsmail (Canbolat) İstanbul Refet (Bele) İstanbul Ahmet Şükrü İzmit Halit Kastamonu Necip Mardin Faik Ordu Abidin Saruhan Halis Turgut Sivas Bekir Sami (Kunduh) Tokat.[iv] Bu isimlerden bazıları 9 Kasım günü CHF’den istifa furyasını başlattılar. Başlangıçta hem kendileri hem de İstanbul basını büyük bir istifa dalgasının geldiğini ifade etmişti. Ancak CHF’den istifa eden kişi sayısı 32 ile sınırlı kaldı.

Her ne kadar bu gensorunun parti içi muhalefeti direkt kopardığını söyleyenler olsa da bu gensorunun öncesinde Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuad Cebesoy ve İsmail Canbulat gibi isimlerin ev toplantıları yaptığı biliniyordu. Ankara’nın devrimciliğine karşı canhıraş şekilde savaşan İstanbul basını da çeşitli haberler ile yeni bir partinin yaklaştığını herkese bildiriyordu. Bütün bunların ardından 17 Kasım günü Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş dilekçesi Trabzon mebusu Ahmet Muhtar ve Mersin mebusu Besim Beyler tarafından bir nizamname ile 17 Kasım 1924 günü dâhiliye vekili (İçişleri bakanı) Recep Bey’e (Peker) verildi. Böylelikle TPCF kurulmuş oldu. 27 Kasım günü CHF’den istifa eden Kazım Karabekir başkan olarak seçildi.

Gericiliğe ve Bölücülüğe Can Damarı: Liberalizm

Kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programı Liberalizm’i esas almıştır. Zaten bahsettiğimiz program da Avrupa’da kurulan partilerden esinlenilmişti. Bazı maddeleri ise direkt alınmıştı. Programın iç siyaset bölümünde; adem-i merkeziyet (bugünkü anlamıyla eyalet sistemi), idari kamu binalarının şirketlere ihale edilmesi, ilkokul eğitiminin yerel yönetimlerce verilmesi gibi maddeler bizlere TPCF’nin liberal ufkunu gösteriyor. Ayrıca klasik bir liberal parti gibi TPCF de toplumun devrimlerle inşa edilmesine şiddetle karşıdır. CHF’ye karşı çıktığı en büyük nokta budur. TPCF yüzyıllar sürecek yavaş bir evrim programı ile Türk milletinin gelişmesini istemektedir. Ancak tarihin bizlere gösterdiği gibi toplumlar büyük devrimlerle büyük kırılma noktaları yaratarak gelişebilirler. TPCF ise bunun karşısında durarak yani evrimcilikle gericiliğe ve bölücülüğe alan açmıştır.

 TPCF içindeki gruplar şöyle sıralanabilir:

  1. Devrimin gerçekleştirilmesine başlangıçtan beri karşı koyan ve uygulanan yöntemi beğenmeyen, daha ileri gidilmesine karşı ancak yapılanı çaresiz kabullenen Rauf Bey ve arkadaşları
  2. Devrimin, eski İttihat ve Terakki Partisi’nin canlandırılması yoluyla yürütülmesini isteyen İsmail Canbolat Bey ve arkadaşları
  3. Cumhuriyete karşı olup meşruti bir saltanat yanlısı olan Lütfi Fikri Bey ve arkadaşları
  4. Muhalefet partisini, Kürt bağımsızlığını sağlamak için basamak yapmaya çalışanlar
  5. Muhalefeti yalnız kişisel nüfuz ve kudretlerini devam ettirebilmek için destekleyenler.[v]

Bütün bu grupları ayrı ayrı incelediğimizde yukarıda söylediğimiz gibi TPCF’nin gericiliğe ve bölücülüğe yaşam alanı verdiğini çok daha net görebilmekteyiz. Bu da TPCF’nin liberal karakterinin bir yansımasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk TPCF’nin gericiliğe ve bölücülüğe alan açtığının ve bu partideki “cumhuriyet” kelimesinin bir işlevi olmadığının farkındaydı. Bu da aslında TPCF’nin samimi bir parti olmadığını gösteriyor. Atatürk bu durumu şöyle ifade etmiştir: “‘Cumhuriyet’ sözcüğünü söylemekten bile çekinenlerin; cumhuriyeti, doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye ‘Cumhuriyet’, hem de ‘İlerici Cumhuriyet’ adını vermeleri, nasıl ciddi ve ne derece içtenlikli bir davranış sayılabilir?”[vi]

Her siyasi parti iktidara gelmek için kurulur ve bu çerçevede politikalar üretir. TPCF de bir siyasi partidir ve pek tabii hedefleri vardır. Peki, TPCF’nin hedefi neydi? TPCF’nin neyi hedeflediği ise Hakimiyet-i Milliye’nin 8 Aralık 1924 tarihli “Asıl Hedef” başlıklı yazıda şöyle ifade edilmiştir: “…Hakikatte yok edilmek istenen ne İsmet Paşa’dır ve ne de Fethi Bey: Cumhuriyet Halk Fırkası ve bu fırkanın ifade ettiği inkılap ve hedeflerdir…”

TPCF ve Şeyh Sait İsyanı

TPCF zamanla din ve etnik temelde örgütlenen ayrılıkçı örgütlerin mensuplarını da bünyesinde bulundurmuştur. Şeyh Sait isyanı ile dolaylı yoldan da olsa ilişki kurulduğu dönemin gazetelerinde yer almaktadır. İleride de değineceğimiz TPCF Urfa Siverek Şube Katibi Mehmet Fethi Bey olayı bu örneklerden sadece birisidir.

Şeyh Sait’in, başlarında Cibran aşiretinden Albay Halit Bey ile Bitlis emirlerinin soyundan gelen Yusuf Ziya Bey’in bulunduğu Azadi adlı ayrılıkçı örgüt ilişkisi bulunuyordu. Nasturi Ayaklanmasıyla açığa çıkınca birçok lideri Irak’a kaçmış, Şeyh Sait ise yalnız kalmıştı. Piran’a hareket eden Şeyh Sait burada emrindekilerin tutuklanmasına direnmiş ve Jandarma erleriyle çatışarak isyanı başlatmış oldu.[vii] Elazığ, Bingöl, Diyarbakır bölgelerine kadar ayaklanma sıçradı.

Bilindiği üzere Şeyh Sait isyanı sadece din temelli bir ayaklanma olarak hafızalarda yer aldı. Hâlbuki ayaklanmanın esas sebeplerinden diğer ikisiyse İngilizlerin desteğiyle bağımsız Kürdistan kurmak ve Kemalist Devrim’in ortadan kaldırmaya çalıştığı derebeylik sistemini yeniden tahsis etmekti. Hilafet kaldırılmasından ve devrimlerin uygulanmasından rahatsız olan Şeyh Sait ve beraberindeki isyancılar dini istismar ederek köklü değişikliklere karşı silahlı olarak ayaklanmışlardı. Kemalistlerin “sınıfsız, imtiyazsız ve kaynaşmış” toplum kurma idealleri şeyh ve toprak ağalarının çıkarlarını zedeliyor, bununla kalmayarak köylüyü sömüren bu sistemi ve temsilcilerini toptan hedef alıyordu.

Nasturi Ayaklanmasının bastırılmasından sonra Şeyh Sait isyanının patlak vermesi Türkiye aleyhine olmuş, İngilizlerle Musul görüşmelerini doğrudan etkilemişti. Şeyh Sait isyanı doğudaki çeşitli aşiretlerle kurulan ittifakın yanında, İstanbul’daki hilafetçi çevrelerin, özellikle de Seyit Abdülkadir Bey’in desteğini de almıştır. İngiltere Dış İşleri Bakanlığı’nın Şark Şubesi memurlarından Mr. Templeto ile kurulan temas sonucunda isyancılara ait olan birliklerin Diyarbakır’ı işgal edip Musul’a ulaşmaları durumunda, İngiltere’nin Kürdistan’ın kurulması için açıktan destek vereceği konusunda anlaşmışlardır.[viii]

Nitekim TPCF’nin böyle bir ortamda kurulması ve fırkanın programında yer alan “Fırka, efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkardır” şeklindeki 6. maddesi isyancılara moral ve motivasyon desteği sağlamış, olası bir başarıda mecliste TPCF tarafından temsil edilebileceği izlenimi yaratmıştı.

Kılıç Ali ise bu tehlikeli durumdan şöyle bahsediyor: “Terakkiperverlerin kurdukları teşkilatı idare edenlerin ve bu teşkilat içine karışanların memlekette yer yer taassubu tahrike kalktıkları, dini siyasete alet etmeye başladıkları göze çarpıyordu… Terakkiperver teşkilatı daha kurulur kurulmaz ilk zamanlarda, teşkilatın merkezin elinden çıktığı hayretle fark olundu. Fırkanın Anadolu’da vücuda getirdiği teşkilatlarında o kadar dinden, itikad-i diniyeden bahsediyorlardı ki, bu manzara karşısında insanın, acaba medreselerin kapısı kapandığı günden itibaren medrese zihniyeti, medrese ruhu Terakkiperverlere mi iltica etti, bunların ruhuna mı sindi? diyesi geliyordu…”[ix]

Dönemin başbakanı Ali Fethi Bey’in isyana karşı yumuşak tutumu başta İsmet İnönü olmak üzere CHF’liler tarafından sertçe eleştirildi ve Fethi Bey 3 Mart 1925’te görevinden istifa etti. İsmet İnönü tarafından kurulan yeni hükümet isyanı bastırmak için çalışmalara başlayarak meclisten hükümetin iki yıl süresince olağanüstü önlemler alma yetkisini aldı. Bu yetkilerden en önemlisi biri Ankara’da diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki İstiklal Mahkemesi’nin kurulması kararıydı.

Mahkemelerin çalışmaya başlamasıyla birlikte fırkanın isyan ile ilişkisi olup olmadığı ele alındı ve İsyan Bölgesi Mahkemesi, 25 Mayıs 1925’te kendi bölgesindeki valiliklere gönderdiği yazıyla, bölgelerindeki tüm TPCF şubelerinin kapatılması emrini verdi. Siverek’te isyana katılmış Şeyh Eyüp duruşmada Terakkiperver Fırka temsilcisi Mehmet Fethi Bey’i Siverek’te tanıdığını, burada bir şube kuran Mehmet Fethi Bey’in kendisine Terakkiperver Fırka’nın dine hürmetkâr olduğunu Cumhuriyet Halk Fırkası’nın ise dini batırdığını, kendilerinin dini kurtaracaklarını söylediğini belirtmişti.[x]

Hilafetin kaldırılmasını ve Türk devrimlerinin önünü açacak atılımları kabul etmeyen ayrılıkçı isyancılar TPCF’nin yerel önderleriyle ilişkiye geçerek kendilerine destek sağlamaya çalışmışlardır. Kurtuluş Savaşından henüz çıkmış ve milli bir devlet kurma yolunda ilerlemeye çalışan Türk vatanseverleri, gerici ve ayrılıkçı taleplerle ortaya çıkan ayaklanmaların emperyalist batılı devletlerle ilişkisini böylelikle daha da net bir şekilde görmüştü.  Böylelikle isyancıların olası bir siyasi ayağının oluşmasına engel olmuş, 5 Haziran 1925 yılında TpCF’yi kapatarak en doğru önlemi almışlardı.

Emperyalizmle Mücadele Kararlılık Esastır

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması sıradan bir parti kapatma olayının ötesindedir. Kendilerini demokrasi havarisi addeden bazı ‘liberal-özgürlükçü’ kesimlerin tüylerini ürperten bu haklı yaptırım, bugün de kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan tüm kesimlerin HDP konusundaki tavırlarını da sınamaktadır. HDP ve onun sözcülerinin tarihsel olarak üstlendikleri mirasın Şeyh Sait ve Seyit Rıza gibi feodal beyler olması şaşırtıcı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni bölme planlarında görev üstlenme heveslerini ve en son HDP Gençlik Kollarının “Sevr Uygulansın” açıklaması gibi vahim gibi gözükse de kasıtlı ve bilinçli yapılan bu girişimleri göz önünde bulundurduğumuzda emperyalizmle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi için HDP’nin kapatılması vazgeçilmez bir gerçektir.

Görkem Gözet/İstanbul Üniversitesi – İnciraltı Tarih Cemiyeti Başkanı

Emre Kaya/Orta Doğu Teknik Üniversitesi


[i] 7 Oğuz Aytepe, “Yeni Belgeler Işığında Halifeliğin Kaldırılması ve Hanedan Üyelerinin Yurtdışına Çıkarılmaları’’, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 29-30

[ii]Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkiler, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2009, s.76

[iii] Yaşar Kalafat, Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Karakteri, Dönemindeki İç ve Dış Olaylar, Boğaziçi Yayımları, s. 81

[iv] Erik Jan Zürcher, Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Siyasal Muhalefet – Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1923-1924), İstanbul: İletişim Yayımları, 2003, sayfa 78

[v] Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, İstanbul: 1978, s. 80.

[vi] Atatürk, Nutuk, s. 1185.

[vii] 214435 56

[viii] Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, C.I, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2011, s.137.

[ix] TCF ve İzmir Basını s.79

[x] TCF ve İzmir Basını s.82

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir