Logo

Savaşa Enver Paşa Yüzünden mi Girdik?

1 Haziran 2020, 19:33

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti’nin sonunu getirdiği gibi Türk milletinin de ayağa kalktığı savaştır. Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Kurtuluş Savaşımız aslında 1914’te Birinci Dünya Savaşıyla başlamıştır. Çanakkale, yurdumuzu işgale ve paylaşıma gelen emperyalistlere karşı kurtuluştur. Kut’ül Amare de öyle…

Kurtuluşun 1914’te başladığı pek çok kesim tarafından kabul görmeye başladı. Hatta bunu Balkan Savaşlarına çeken bazı tarihçilerimiz de vardır.[1] Ancak Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşına girişi konusunda bir takım fikir ayrılıkları vardır. “Osmanlı savaşta tarafsız kalabilirdi”, “Osmanlı savaşa hiç girmeyebilirdi”, “Savaşa Enver Paşa’nın Alman hayranı olması yüzünden girdik”, “Savaşa girerken kimsenin haberi yoktu”, “Savaşa girmemiz yanlıştı çünkü savaş Osmanlı’yı yok etti”. Savaşa giriş tartışmalarını açmadan önce, Osmanlı’nın savaş öncesindeki birtakım girişimlerine değinelim.

İTİLAF SAFLARINA KATILMA ÇABASI

İttihat ve Terakki hükümeti, Balkan Savaşında yaşanan büyük hezimetin ardından ülkenin bağımsızlığını sağlam kazığa bağlamak istiyor. Henüz devlet bile olmayan, dolayısıyla düzenli orduları olmayan Balkan uluslarının Osmanlı’yı kısa sürede yenmesi, ilerleyen yıllar için daha büyük bir tehlikeye işaret ediyordu. Osmanlı Devleti başka bir savaşa hazır değildi. Üstelik Almanya, İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki gerginlik de artıyordu. Olası bir savaş durumunda Osmanlı’nın müttefiksiz kalması, Balkanlardakinden daha ağır sonuçlanabilirdi.

Ne askeri ne ekonomik ne de psikolojik anlamda Osmanlı’nın savaşacak gücü yoktu. Zorunluluklar Osmanlı’yı ittifaka itiyordu. İttifak için ilk olarak İtilaf Devletlerinin kapısı çalınmıştı. Eğer savaşta onların yanında yer alınırsa, İtilaf Devletleri tarafından işgal de önlenmiş olurdu. Bu doğrultuda İttihatçı önderler ittifak görüşmeleri için İngiltere, Rusya ve Fransa’ya ziyaretler gerçekleştirdi.

İngiltere’yle ilk görüşme Balkan Savaşları sırasında yapılmıştı. Hakkı Paşa Mayıs ve Haziran 1913 tarihlerinde Londra’ya giderek İngiltere’ye ittifak teklifi götürmüştü. 1 yıl sonra benzer görüşme bu sefer Maliye Nazırı Cavid Bey aracılığıyla yapılmıştı.[2] Ancak görüşmelerden ittifak çıkmamıştı. İngiltere Osmanlı’nın büyük savaşta tarafsız kalmasını istiyordu. Çünkü tarafsız kalan “hasta adamı” paylaşmak kolay olacaktı. Üstelik İngilizler, el koydukları iki gemiyi tarafsız kalması durumunda Osmanlı’ya teslim etme sözü vermişti. Sonunda anlaşma olmadı ve İngiltere defteri kapandı.

Mayıs 1914 tarihinde Talat Bey ve İzzet Paşa Kırım’a giderek Rusya Dışişleri Bakanı Sazonov ile görüştüler. Görüşmede Ruslara ittifak çağrısı yapan Türk heyetinin teklifi pek hoş karşılanmadı. Ayrıca Ruslar, Osmanlı’nın orduda yeniliğe gitmesinin ardından Alman general Liman von Sanders’in Türk ordusuna gelmesinden rahatsız olmuşlardı. Bu olayın kendilerini ileride tehdit edeceklerini düşündükleri için bu görüşmeden de bir sonuç çıkmamıştı.[3]

Cemal Paşa, İstanbul Muhafızı olduğu dönemde Osmanlı-Fransız ilişkilerini geliştirmek için 3 Temmuz 1914’te Paris’e gitti. 15 gün sürecek olan ziyarette Fransa Cumhurbaşkanı dâhil pek çok devlet yöneticisiyle görüştü. Fakat Adalar meselesinde (12 adanın geçici olarak Yunanlara verilmesi) Yunanistan’ın yanında olması ve Rusya’yla olan ittifakından ötürü Fransa, Osmanlı’nın teklifine olumsuz cevap verdi.[4]

Toplam olarak Osmanlı’nın İtilaf Devletleri’yle ittifak girişimi başarısız olmuştu. İtilaf Devletlerinin sunduğu sebeplerin geçerliliği olmakla birlikte gerçek sebeplerin öyle olmadığı ilerleyen yıllarda ortaya çıktı. Sovyet Devriminin ilanının ardından birlikte büyük devrimci önder V.İ. Lenin, Rusya’nın İngiltere, Fransa ve İtalya’yla yaptığı gizli anlaşmaları açıkladı. Bu anlaşmalara göre Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya, savaşın ardından Osmanlı topraklarını adeta pasta dilimlerini paylaşır gibi paylaşacaklardı.[5] Bu da Birinci Dünya Savaşı’nın aslında Osmanlı’nın paylaşımı savaşı olduğunu göstermekteydi.

SAVAŞA RESMEN GİRİŞ: ALMANYA İLE İTTİFAK

İtilaf Devletleriyle ittifak çabasının boşa düşmesinin ardından İttihat ve Terakki Hükümeti, Almanlara ittifak teklifi götürür. Sadrazam Sait Halim Paşa, Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Wangenheim’e 23 Temmuz 1914’te ittifak için görüşür. Osmanlı’nın teklifini değerlendiren Almanya, 27 Temmuz’da müzakereleri başlatır. Anlaşma için iki tarafın da talepleri vardır. Osmanlı, askeri ve mali destek beklerken Almanya da Osmanlı’nın savaşa derhal girmesini istiyordu. Ancak Osmanlı için bu mümkün görünmüyordu. 1 Ağustos günü Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun İstanbul Büyükelçisi, Rusya’nın Karadeniz filosunun yakın zamanda İstanbul’u bombalayacağı istihbaratını iletir. Bunun üzerine Almanya ve Osmanlı harekete geçer. İttifak anlaşması 2 Ağustos tarihinde Sait Halim Paşa’nın yalısında imzalanır, ardından 6 Ağustos’ta Alman Goben ve Breslau gemileri Boğazlardan geçerek İstanbul’a demirler.[6]

Osmanlı artık resmen savaşa dâhil olmuştu. Aslında bu sonuç, Osmanlı’nın kaçınılmaz durumuydu. Rus tehdidinin büyümesi Osmanlı için hayra alamet değildi. Henüz savaşın başında İstanbul’un Rus donanması tarafından olası bombardımanı, Osmanlı’yı çok erken saf dışı bırakabilirdi. Ama erken davranan Osmanlı olmuş, 10 Ağustos tarihinde Yavuz (Goben) zırhlısının başında bulunduğu donanmamız, Rusya’nın Karadeniz donanmasının yer aldığı Sivastopol limanını bombalar. Bu beklenmedik saldırı, Rusya’yı olası bir saldırı konusunda geriletmiş ve Rus donanmasına zarar vermişti.

SAVAŞA ENVER PAŞA’NIN ALMAN HAYRANI OLDUĞU İÇİN Mİ GİRDİK?

Osmanlı, Sivastopol limanı bombardımanıyla savaşa fiilen girmişti. Artık İtilaf Devletleriyle 4 yıl sürecek savaşlar başlamıştı. Osmanlı’nın bu süreçte yaşadıkları aslında bilinmeyen bir durum değil. Fakat popüler tarihçiliğin kendi tarihimize verdiği zarar, maalesef bu süreci kirletmiştir. Savaşa Enver Paşa’nın Alman hayranı olduğu için girdiğimiz konusu bu alanda gördüğümüz en için boş tezdir. Bu tezi ortaya atanlar “Ortada bir savaş var. Osmanlı da savaşa girmek istiyor. Ancak nerede gireceğine karar vermiş değil. Enver Paşa Almanya’ya hayranıdır. O yüzden Almanların yanında savaşa girdik” ifadelerini kullanıyorlar. Bir devlet yönetimi bu kadar içi boş tarif edilebilir, dış politikadaki menfaatler bu kadar temelsiz ortaya atılabilir, tarih bu kadar bilim dışı aktarılabilir.

Enver Paşa hakkında yıllardır pek çok “kimlik” tanımı yapılır. Türkçü, İslamcı, Osmanlıcı, Almancı… Bir insan hakkında ancak bu kadar çelişkili ve tutarsız tanımlar yapılabilirdi. Enver Paşa için şunu söyleyebiliriz ki, kendisi fedai ruhlu bir vatanseverdir. Yönettiği devletin bağımsızlığı ve halkının refahı için mücadele etmiş bir devlet adamıdır. Bunlar bile Birinci Dünya Savaşı öncesinde yapılan girişimleri açıklamak için yeterlidir. Yukarıda da açıkladığımız gibi, Almanya ile ittifak en son çaredir. İttihat ve Terakki Hükümeti, en başta İngiltere, Fransa ve Rusya ile görüşmeler gerçekleştirmiştir. Bunlar gizli de değildir. Ancak görüşmelerden bir sonuç çıkmamıştır. Fakat Osmanlı, kapıdaki savaşta güçlü kalmak için bir müttefike ihtiyaç duyuyordu. Dolayısıyla tek seçenek olan Almanya ile ittifak gerçekleşti. Ortada bir zorunluluk vardır. Zorunluluk Osmanlı’yı savaşa sokmuştur.

SAVAŞA GİRDİĞİMİZDEN KİMSENİN HABERİ YOK MUYDU?

Osmanlı’nın savaşa girişi konusunda başka bir tez de kimsenin Almanya ile yaptığımız görüşmelerden haberi olmadığı hatta padişahın bile anlaşmayı 3 gün sonra öğrendiğidir. Bu tartışmanın da belgeler ışığında yanlış olduğunu görüyoruz. İttifak anlaşmasını Habertürk gazetesindeki köşesinde yayınlayan Murat Bardakçı, anlaşmayı padişahın verdiği vekâletle Sadrazam Sait Halim Paşa’nın imzaladığını artık biliyoruz.[7] Ayrıca Dr. Doğu Perinçek de görüşmeler esnasında Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Talat Bey, Meclisi Mebusan Reisi Halil Bey ve hükümetin diğer üyelerinin bulunduğunu belirtir.[8]

İttifak antlaşmasının altında Sadrazam Sait Halim Paşa ve Alman Büyükelçi Wongenheim’in imzaları bulunuyor.
Kayser 2. Wilhelm’in ittifak antlaşmasını onayladığını gösteren imzalı belge.

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na girmesi kaçınılmazdı. Bunu ilerleyen yıllarda Lenin’in açıkladığı paylaşım anlaşmalarından da görüyoruz. Savaşa giren Osmanlı emperyalizmi yenmiş, onların planlarını çöpe atmıştır. Ancak bu savaşa giriş meselesi de bir oldubitti değil, 1 yılı aşkın bir süredir yürütülen diplomasinin sonucudur. Osmanlı’nın savaşa girmesi İtilaf Devletleri açısından bir dezavantaj olmuştur. Ayrıca Türk milleti de “hasta adam” yakıştırmasını parçalayarak atmıştır. 1914’te başlayan Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde zafere ulaşmıştır. Milli Mücadele kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz. Milli Mücadele ruhunu, 100 yıl sonra da yaşatmaya devam ediyoruz.

Kaan Arslan


DİPNOTLAR:

[1] Arda Odabaşı, Enver Paşa Yanılgısı, Teori Dergisi, Sayı 159, Nisan 2003, s. 34.

[2] Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-8/Birinci Dünya Savaşı ve Türk Devrimi, Kaynak Yayınları, Kasım 2015, s. 71.

[3] Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitabevi, 7. Baskı, Ankara, Eylül 2014, s. 412.

[4] Nevzat Artuç, Cemal Paşa, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2008, s. 176.

[5] Doğu Perinçek, a.g.e., s. 34.

[6] Stanford J. Shaw, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu Savaşa Giriş, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014,

[7] Murat Bardakçı, İşte, Osmanlı’nın çökmesine sebep olan ve bir asırdan buyana heryerde aranan 1914’teki ‘İttifak Anlaşması’nın orijinali, Habertürk, 30.04.2017

[8] Doğu Perinçek, a.g.e., s. 75.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir