Logo

SALTANAT MERAKINIZ CANIMIZA YETTİ ARTIK!

Hanedan üyesi olduğunu iddia eden II. Abdulhamit’in 5. kuşak torunu Nilhan Osmanoğlu, aynı dedesi gibi Parlamento’ya olan nefretini kustu.

Öncelikle kendisine artık Hanedan değil sadece bir vakıf üyesi olduğunu hatırlatalım. Çünkü aynı Fransız Devriminde olduğu gibi 1919’da Anadolu’daki direniş hareketinin Mustafa Kemal tarafından örgütlenmesiyle başlayan Türk Devrimiyle birlikte milli egemenlik, bizzat Türk milleti tarafından Osmanoğulları’nın tekelinden kurtarılmıştır. Saltanat da TBMM’nin 1 Kasım 1922’de kabul ettiği 308 numaralı Meclis kararnamesi ile kaldırılmış ve Hanedan son bulmuştur. Yalnız arada bir fark vardır; Fransız Devrimi esnasında Kral XVI. Louis ve Kraliçe Marie Antoinette “vatan hainliği” suçlamasıyla giyotine yollanırken Osmanoğulları, Türk Devrimi’ne zarar gelmemesi amacıyla sürgün edilmiştir. Yatın kalkın Paşa’ya dua edin Nilhan Hanım, hem yurdumuzu hem de sizleri kurtardı.

Nilhan Hanım, evvela “Parlamenter sistemin benim değerlerime, benim dava adamı gördüğüm kişilere hep zarar verdiğini düşünüyorum. Örneklendirecek olursak Adnan Menderes ve dava arkadaşları parlamenter sistem yüzünden asılmadılar mı? Bu şekilde şehit edildiler.” dedi. 27 Mayıs İhtilali’ni parlamenter sisteme nasıl bağladıklarını açıklarlarsa biz de kendilerini rahatlıkla anlarız.

İhtilâl’in başlıca nedenlerinden biri DP iktidarının Kemalist ve laik rejimi tehdit etmesi ki Menderes’in bir grup toplantısında “Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz.” sözü de laik cumhuriyete kast etme niyetini taşıdığını açık etmekteydi. DP’nin işlediği Anayasa ihlalleri birbirini kovalıyordu. Özgürlük vaad ederek iktidara gelen Demokrat Parti, bir süre sonra işi Tahkikat Komisyonları’na kadar götürmüştü. Gazeteler sansür nedeni ile beyaz sayfalarla çıkıyordu ve cezaevleri tutuklu gazetecilerle doluydu. 28 Nisan’da İstanbul’da 29 Nisan’da Ankara’da çıkan öğrenci olayları şiddetle bastırılmıştı. İstanbul’da çıkan olaylarda yaklaşık 40 öğrenci yaralanmış ve İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polisin kurşunuyla öldürülmüştü.

1959’un Nisan ayında CHP Genel Başkanı Milli Şef İsmet İnönü, Batı Anadolu illerini kapsayan bir geziye çıkmış, CHP’liler geziye “Büyük Taarruz” adını vermişti.

29 Nisan’da Milli Şef, Trikupis’i esir aldığı Uşak’ı Büyük Taarruz gezisinin ilk durağı olarak seçmiş, ancak Uşak’a vardığında taşlı saldırıya uğrayıp, başından yaralanmıştı. İçişleri Bakanının emriyle Milli Şef’in gezisini engelleyen Uşak valisi İlhan Engin’e de muhalif basın ‘İktidarın “Uşak” Valisi’ demeye başlamıştı.

Milli Şef, Manisa ve İzmir’den sonra 4 Mayıs’ta İstanbul’a gelmiş ve Yeşilköy Havalimanı’ndan şehir merkezine giderken Topkapı’da bir trafik müdürü tarafından durdurulmuş ve sonrasında bir grubun saldırısına uğramıştı. İşin garip ve ilgi çeken yanı polisler ve askerler müdahale etmemişlerdi. Ancak o sırada Binbaşı Kenan Bayraktar’ın emriyle askerler müdahale etmiş ve Milli Şef kurtarılmıştı.

2 Nisan 1960’ta Kayseri’ye gelen Milli Şef’in treni, vali Ahmet Kınık’ın emriyle durdurulmuştu. Kendisine Milli Şef’in Himmet Dede Demiryolu İstasyonu’nda trenin durdurulması ve yolunun kesilmesi için emir verilmiş Binbaşı Selahattin Çetiner ise, “Sizin yolunuzu kesmek ve sizin Kayseri’ye gitmenize engel olmaktansa intiharı tercih ederim” sözlerini söylemişti. Binbaşı Çetiner olaydan sonra emekli edilmiş; ancak Danıştay Kararı ile göreve iade edilmiş, daha sonra orduda Generalliğe kadar yükselmiştir.


İhtilalin, Türkiye’nin ilk hatıra parasına da işlenen sembolü.

İhtilal ve İhtilal sonrası oluşturulan Anayasa daha geniş ve özel bir yazıda değerlendirilebilir fakat ifade etmek gerekiyor ki; 27 Mayıs İhtilali, millet-ordu birliğine dayanmaktadır. Dönemden kalma gazete ve fotoğraf gibi kaynaklar da okumayı sevmeyen kimseleri aydınlatmaya yardımcı olmaktadır.

Kısaca; DP iktidarı her fırsatta CHP’yi ve muhalif kitleleri kışkırtmış, demokrasiyi ayaklar altına almaktan geri durmamıştır. Dedesi meşhur istibdat rejimi ile tanınan Nilhan Hanım, demokrasiden ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinden nefret ediyor olmalı ki nezaketen araştırıp soruşturma gereği bile duymamış.

Bundan sonrasında Nilhan Hanım’ın ifadelerini tek tek ele alacak ve kısa cevaplar vereceğim.

“Darbeler bu dönemde yapıldı. Kenan Evren, ’Bir sağdan bir soldan astık’ dediğinde o gençler bu parlamenter sistem yüzünden gittiler.”

Bir sağdan bir soldan Türk gençliğine saldıran Türkiye Büyük Millet Meclisi, parlamento değil Amerikancı cuntadır. MGK’dır, sonraki adıyla Cumhurbaşkanlığı Konseyi’dir. Hatırlamanızı isterim ki rahmetli vakıf başkanınız Osman Bayezid Osmanoğlu da emperyalist ABD ordusunda subaylık yapmış.

“Sonrasında rahmetli Turgut Özal, Çankaya Köşkü’ne bu parlamenter sistem yüzünden hapsedilmedi mi? Zehirlendiğinde yardıma koşacak ambulans dahi gidemedi.”

Öncelikle Turgut Özal başbakanlıktan ayrılmasına rağmen, siyasi olayların gelişmesinde belirleyici rolünü sürdürmüş, cenaze törenine dönemin ABD Başkanı ve Turgut Özal ile de yakın dost olan George H. W. Bush beklentilerin aksine katılmamıştı. Ülkemizin yerli işbirlikçiler tarafından Amerikancı yapılanmalara, Gladyo’ya teslim edildiği bir dönemden bahsediyoruz. Biraz daha kitap okuyun Nilhan Hanım.

“Birçok örnek verebiliriz bununla ilgili. Parlamenter sistemde yaşadığımız zorluklarla ilgili birçok örnek verebiliriz.”

Veriniz o zaman…

“Cumhurbaşkanımız okuduğu şiir yüzünden siyasi yasaklı hale gelmedi mi?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şiir davasının hükmünün başlangıcı şöyleydi:  “Sanık savunmasında bu mısralarda inanç birliğini ifade ettiğini diyorsa da, konuşmanın yapıldığı, şiirin okunduğu tarihte Malazgirt Savaşının yıldönümü değildir. Türkiye bir Haçlı ülkesi ile savaş halinde değildir. Türkiye’nin gerektiğinde görevini yapan bir ordusu vardır. Peki bu şiirde kastedilen ordu, niye kime karşı? Yukarıda açıklandığı gibi Türkiye’nin inanalar-inanmayanlar, laikler-laik olmayanlar, şeklinde kamplara ayrıldığı ortamda laiklere karşı ve Anayasa’ya göre laikliğin arkasında olan Milli Güvenlik Kurulu ve onun temsil ettiği orduya karşı, ordu bize karşı ise de bizim camilerde kışlayan inananlar ordumuz var, hiçbir şey sindiremez demeye getirmektedir…”

Türkiye işte bugün bir savaş halindedir. Millet; Müslümanı, Yahudisi, Hristiyanı… inananıyla ve inanmayanıyla bir birlik içinde, seferberlik halinde olmalıdır. Kışla içinde ya da kışla dışında kışlayan orduların karşı karşıya gelmesi imkansızdır çünkü Türk Milleti’nin iki tane ordusu yoktur. Türkiye Cumhuriyeti; ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir ordudur ve 15 Temmuz’da Amerikancı-Fethullahçı Terör Örgütüne karşı verdiği mücadele ile bunu, bütün dünyaya bir kez daha ispatlamıştır.

“İmam Hatipler kapatıldı, başörtülü kızlarımızı yerlerde sürüklediler, bu parlamenter sistem yüzünden. Bu mu demokratik ülke?”

28 Şubat sürecinde 8 yıllık kesintisiz eğitimin başlaması neticesinde yalnızca imam hatip liselerindeki “ortaöğretim bölümleri” kapatılmıştır. Şöyle ki; 16 Ağustos 1997 tarihinde Mesut Yılmaz döneminde çıkarılan 4306 sayılı sekiz yıllık kesintisiz öğretim yasasıyla, imam hatip liselerinin “ortaokul kısmı” kapatılmış ve yasa ile imam hatip liseleri 4 yıllık liseler haline gelmiş oldu. Ortada imam hatip liselerinin kapatılması gibi bir durum yok Nilhan Hanım.

“Kılıçdaroğlu diyor ya, ’Neyinize yetmedi parlamenter sistem’ diye. Bizim canımıza yetti parlamenter sistem artık. O yüzden biz başkanlık sistemine evet diyoruz.”

Dedeniz de öyle diyordu Nilhan Hanım.

EK OLARAK

Nilhan Hanım “Sultan Abdülhamid’in yaptırdığı hastaneler, deniz altıları, tüfekler, mühimmatlar ve Osmanlı halkı olmasaydı Yarbay Mustafa Kemal ne yapabilirdi?” de demişti.

Yarbay değil Mirliva Mustafa Kemal Paşa. O, Osmanlı İmparatorluğu’nun da paşasıydı. Ecdadınızı tanıyın, “sultan”. Hastane, tüfek ve mühimmat sadece II. Abdulhamit tarafından yaptırılmadı. İstiklal Savaşı’nda da denizaltına sahip bir TBMM donanması var mıydı? Onu da siz cevaplayın…

Cemal NİYAZİ

İnciraltı Tarih Cemiyeti Üyesi

Kaynakça:

  • Trimberger, Tepeden İnmeci Devrimler
  • Mahmut Çetin, Menderes’ten Erdoğan’a Ankara’nın ve İstanbul’un iki caddesi
  • Şevket Süreyya Aydemir, İhtilâlin Mantığı ve 27 Mayıs İhtilâli
  • Cezmi Kartay, 11 Eylül 1980’den günümüze siyasal anılar ve sosyal demokrasinin öyküsü
  • Ali Dikici, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi ve Türk Polisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir