Logo

Emperyalizmin 100 Yıl Önceki Kara Gücü: Şeyh Sait

24 Eylül 2020, 19:29

Devrim, ileri olanın geri olanı yıkması; yeni toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel bir iklimin oluşturulmasıdır. Karakteri gereği eskinin köhnemiş kurumlarını tarihe gömer. Her devrimsel süreçte, kişisel çıkarlarını korumak adına faaliyet yürüten ve emperyalizmle iş birliği halinde bir unsur olarak, tarih sahnesine yerleşen karşı-devrimci kurumlar var olmuştur. Kemalist Devrim birikimimiz, emperyalizmin sadece orduları ile değil ideolojik taarruzuyla da çarpışa çarpışa bugünlere ulaşmıştır. 1925 yılında Türkiye, emperyalizmle ciddi hesaplaşmalar içerisinde bir ülke idi. Kemalist Devrim’in büyük atılımlarından olan 3 Mart 1924 tarihinde alınan kararla birlikte özellikle feodalizmin tasfiyesini kendine ilke edinmiş Kemalist kadrolar, stratejileri gereği, devrimleri durmadan arasız bir şekilde geleceğe taşıma ülküsünü içlerinde barındırıyorlardı. Şeyh Sait İsyanı, işte bu devrim stratejisine karşı geliştirilen emperyalist politikaların, yurt içindeki işbirlikçisi feodal şeyhlerin bir kalkışma hareketiydi.

Emperyalizmin Yüz Yıllık Hayali Kürdistan

Osmanlı Devleti özellikle 1800’lerin sonlarına doğru emperyalizm destekli ayrılıkçı ayaklanmalarla sarsılmıştır. Nihayetinde Birinci Dünya Savaşı sonrası Mondros hükümlerine baktığımızda emperyalistlerin planlarında, Anadolu’nun parça parça işgal bölgelerine ayrıldığını görüyoruz. Hatta kendi aralarında düştükleri paylaşım kavgasını çözmek için topladıkları Paris Barış Konferansı’na ayrılıkçı taşeron Kürt Teali Cemiyeti’ni de davet etmişler ve Kürt Milli Delegasyonu Başkanı sıfatıyla konuşmalar yaptırmışlardır. Kürt Teali Cemiyeti sorumlusu Şerif Paşa Fransız yetkiliye “Fransız mandası altında bir Kürt Devleti kurmak istediklerini belirtmiştir. (1)  Emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşının zaferle sonuçlanmasından sonra Sevr projelerinin çöpe atan Kemalist Devrim, karşısında geri kalmış feodal bir Osmanlı toplumu bulmuştu. Doğuda ağalık, şeyhlik sömürüsü altında insanlar köleler gibi çalıştırılıyordu. Köleden modern yurttaşa geçmek için bir devrim gerekliydi. Ortadoğu bölgesinde güçlü bir milli devlet istemeyen İngiliz Emperyalizmi bu iç çelişkileri kaşıyor ve bölgeyi kışkırtıyordu. Bu açıdan kullanılacak iki unsur belirmekteydi: Etnik bölücülük ve dinci gericilik. Şeyh Sait isyanı bu iki karakteri de bünyesinde barındıran bir harekettir. Sovyetler Birliği Arşivi ve Komünist Enternasyonal belgelerinde Stalin’in bu gerici isyan karşısında aldığı tutum açıkça ortaya konulmaktadır. Sovyetler Birliği Türkiye Büyükelçisi Aralov anılarında, isyanın bizzat İngilizler tarafından örgütlendiğini kaydetmektedir. (2)  Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Şeyh Sait İsyanından sonra Milletler Cemiyeti’nde resmen İngiltere devletini suçlamıştır.

Döneme ait Genelkurmay raporlarında Musul meselesi nedeniyle İngiliz İstihbarat Servisi’nin bölgedeki ayrılıkçı unsurları sürekli kışkırttığı saptanmış ve “Doğu’ya özel metotlar kullanarak Türkiye içinde karışıklıklar çıkarmaktan bir an bile geri kalmadığı” vurgulanmaktadır.

Şeyh Sait, Diyarbakır merkezli isyan hareketinde tarikat şeyhlerinden çok fazla destekler almıştır. O dönemde Bitlis, Van, Elazığ havalisindeki tarikat mensupları şeyhler Ankara’da dinsiz bir hükümet kurulduğu, dinin elden gittiği gibi emperyalist yalanlara sığınarak karşı devrimci bir fikirle silahlanmışlardı.

İsyana tarikat desteği olduğu gibi etnik bölücü gruplarında desteği vardı. Şeyh Sait’in de içinde bulunduğu Kürdistan İstiklal Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti’nin ardılı olarak kuruldu. Bu cemiyet henüz İstanbul’da İngiliz temsilcisi olan Mr. Templeton ile bir görüşme gerçekleştiriyordu. Bu görüşme isyanın asıl amacının anlaşılmasında oldukça ufuk açıcı oldu. Cemiyet adına İngilizlerle görüşen Palulu Kör Sadi, bazı taleplerde bulunuyordu.

İngilizlerle Kral Hüseyin’in yaptığına benzer bir ittifakla Türkleri arkadan vurmak, oluşturulacak Kürt Emirliği’nin vilayetlerinin olası tehditlere karşı İngilizler tarafından korunması, oluşacak Kürt hükümetine Akdeniz’de bir liman (çıkış yolu) açılması ve “ihtilal hareketinin” sonuna kadar iki yüz elli bin altın para yardımı yapılacaktı. Kurulacak Kürt Emirliği’nin sultanı olarak da Kürt Teali Cemiyeti önderi Seyit Abdülkadir öneriliyordu. Bu görüşme isyana giden sürecin hazırlıklarının, çok öncesinde ve “bağımsız Kürdistan temelinde” başladığını göstermektedir.

Şeyh Said, 13 Şubat 1925 Cuma günü, Piran camisinde verdiği vaazda halka şöyle sesleniyordu:

“Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı ve din mektepleri Millî Eğitim’e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”(3)

Şeyh Said bu arada, “Emir’ül Mücahidin Muhammed Said El-Nakşibendi” imzasıyla halka yönelik çeşitli beyannameler dağıttı. Kısa sürede yakıcı bir sorun haline gelen isyan Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşı harekâtı sonucu Mart 1925’de bastırıldı. Şeyh Sait ve isyan önderleri yakalanarak İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandılar. Yüzlerce insanın kanına giren ve İngiliz emperyalizmine uşaklık yapan Şeyh Sait mahkemede af ve özür dilense de adil sonuçtan kurtulamadı ve idam edildi.

Geçmişten Bugüne Gönüllü Taşeronluk

29 Haziran 2017 günü sosyal medya sitesi Twitter’da bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi bürosu HDP tarafından bir sözde anma tweeti atıldı.

Bu anma alelade bir anma kapsamına kesinlikle alınamaz. Şeyh Sait, HDP ve kuyrukçuları tarafından sözde halk önderi olarak kabul edilmektedir. Şeyh Sait ve HDP arasındaki bağın temelinin Cumhuriyet yıkıcılığı olduğu malumun ilanı olmuştur. Geçmişte Diyarbakır’da, Elazığ’da, Tunceli’de ahaliyi şeyh, ağa, seyit gibi unvanları kullanarak kandıran ve devlet düşmanı hale getiren Şeyh Saitlerin, Seyit Rızaların bugünkü temsilcisi çocukları kaçırıp dağlara götüren PKK ve onun siyasi bürosundan başka bir şey olmayan HDP’dir.

Emperyalizmle savaşıp zafer kazanmış ordumuzu din düşmanlığı ve tağut ordusu olarak adlandıran Şeyh Sait, HDP’li Diyarbakır Belediyesinin düzenlediği ve HDP’li milletvekilleri Nimettullah Erdoğmuş, İmam Taşçıer, Musa Farisoğulları, Necdet İpekyüz’ün katıldığı törenli anma etkinliği yapılmıştır.(4)

Dün Şeyh Sait, Kürt Teali, Said Nursi…

Bugün Selahattin Demirtaş, HDP ve Fetullah Gülen…

Emperyalizmin “Kürt Sorunu” dayatmasına karşı Kürt, Türk el ele vereceğiz ve karşımızdaki emperyalist terörün kökünü kazıyacağız. Bu kapsamda bilinç ve kararlılığımızın net olması gerekmektedir. Atatürk, Şeyh Sait isyanına katılan Doğudaki kuvvetli kalabalığın karşısında müzakere yoluna gitmedi. Gidemezdi. Çünkü emperyalist destekli terör problemlerinde müzakere sadece hükümeti geriletir ve terör unsurunu meşrulaştırır. Terörün çözümü zora dayanmaktadır. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri aynı kararlılıkla PKK’nın üzerine yürümektedir. Onun siyasi bürosu HDP öyle veya böyle kapatılacaktır. Kapatılmak zorundadır. Bu durum Türkiye’nin bir tercihi değil, zorunluluğudur. Bu Kürt halkı içinde bir hayat meselesidir. Çünkü demokratik devrim sürecinde bir halkın feodal kalıntılarından temizlenmesi kritik önem taşımaktadır. Kürdümüzün HDP’den kurtuluşu, Türk milletinin özgürlüğü demektir.

Berat KARAASLAN

Dipnot:

  1. Kurtuluş Savaşı Kürt Politikası, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, Sayfa 44
  2. Toprak Ağalığı ve Kürt Sorunu, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, Sayfa 42
  3. Şeyh Sait İsyanı, Behçet Cemal, Sel Yayınları, Sayfa 24

4- https://www.ulusal.com.tr/gundem/hdp-yine-cumhuriyet-dusmani-seyh-saiti-andi-seyh-sait-kimdir-h232674.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir