Logo

Birinci Dünya Savaşı'na Girmek Zorunda Mıydık?

Yirminci yüzyılın başlarına geldiğimizde Avrupa’da sanayileşme sayesinde az hammadde ile çok ürün elde ederek ürünler ucuza mal edilebiliyordu. Bunun sonucunda İngiltere’nin başını çektiği makineleşmiş ve sömürge sahibi ülkelerle, Almanya önderliğinde makineleşmiş ama yeterince sömürge sahibi olmayan ülkeler karşı karşıya geldiler. (1) Aslında Birinci Dünya Savaşı’nı başlatan esas sebep Sırplı bir gencin Avusturya-Macaristan veliahtını öldürmesi değil, dünyada hızla ilerleyen sömürgeleşme yarışıydı. Bu sebeple Birinci Dünya Savaşı’nı bir paylaşım savaşı olarak nitelendirmek en doğrusu olacaktır.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine günümüz tarihçilerinde yoğun olan iki görüş bulunuyor. Birincisi, Osmanlı Devleti savaşa girmek zorunda değildi, yani tarafsız kalabilir ve bunca zarara uğramazdı. İkincisi ise madem savaşa girildi öyleyse Almanlarla girilmek zorunda değildi. Maalesef bazı tarihçiler de Almanlarla girme kararını Enver Paşa başta olmak üzere İttihatçıların Alman hayranlığına bağlamaktadırlar. Kitaplarında da birkaç anı ve hikayeye dayanarak bu tezlerini desteklerler. Bu yazı içerisinde bu iki sorunun özellikle ilkine ağırlıklı olarak yanıt vereceğiz.

KIRIM SAVAŞI’NDA BAŞLAYAN EMPERYALİST POLİTİKALARIYLA ÇARLIK RUSYA

Birinci Dünya Savaşı’nda en başta Rusya olmak üzere, İngiltere ve Fransa sonrasında da İtalya Osmanlı toprakları üzerine planlar yapıyordu. Bunlardan Rusya, Osmanlı Devleti üzerindeki emperyalist politikalarına çok daha önceden başlamıştı.

Osmanlı Devleti toprakları jeopolitik konumu sebebiyle birçok büyük devletin sahip olmayı düşlediği topraklar halini almıştı. Bu devletlerden Çarlık Rusya Osmanlı Devleti topraklarını ele geçirmek üzere 1853’te Kırım Savaşı’yla bir girişimde bulunmuştu. O dönem Rusya’nın tek başına Osmanlı Devleti’ne hâkim olmasına izin vermeyen İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne savaşta destek olmuş, Rusların geri püskürtülmesini sağlamıştı. Ancak Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin topraklarına hakimiyet isteği bitmemiş, 1877-1878 yıllarında 93 Harbi diye bildiğimiz savaş başlamıştı. Bu savaşın sonucunda Osmanlı Devleti Ruslara yenik düşmüş, oldukça ağır şartları olan Ayastefanos Anlaşması’nı imzalamıştı. Bu anlaşma sonucunda Ardahan, Artvin, Kars, Doğubayazıt, Eleşkirt ve Batum Rusya’ya bırakıldı.

Birinci Dünya Savaşı’na geldiğimizde tehdit öncelikle ve yakıcı olarak Çarlık Rusyası’ndan geliyordu. Rus ordusunun İstanbul Boğazı’na çıkarma için yaptığı hazırlıklar tamamlanmıştı bile. Boğazları İşgal Komisyonu 14 Ocak 1914 tarihinde St. Petersburg’da kurulmuş ve 8 Şubat günü işe başlamıştı. 23 Mart’ta onaylanan plana göre Kırım ve Ukrayna’da bulunan 7. ve 8. Kolordulara boğazları işgal görevi verilmiş, bu harekat için gerekli nakliye ve savaş filoları belirlenmişti.(2)

AYRILIKÇI HAREKETLERİN ÖNÜNÜ AÇAN İTİLAF DEVLETLERİ

Osmanlı Devleti’ni parçalamanın tek yolu savaş değildi. Rusya ve İngiltere bir yandan misyonerlik faaliyetleri yürütmeye başlamıştı.

Ermeniler, Rumlar, Süryaniler gibi Osmanlı Devleti’nin yönetimi altındaki başlıca Hristiyan mezheplerinin jeo-politik önemi sınırlıydı ancak Hristiyan olmaları ve Müslüman Kürtler kadar savaşçı olmaları onları, önce Hristiyan misyonerler tarafından sağlanan dini coşkuyu, ardından kendilerini Müslüman komşularının yanı sıra Müslüman yönetiminden kurtarma çabaları için gerekli olan silah, cephane ve parayı sağlayarak sadakatlerini kazanmak için yarışan büyük güçler için çekici kılıyordu.(3)

Yunanlıların Megali İdea (Büyük Fikir) olarak bilinen militan kurtarımcı ideolojisi Rusya tarafından oldukça destek görüyordu. Örneğin; Yunanca ve Bulgarca edebiyatın gelişmesi sürecinde Rusya pek çok yoldan finansman ve destek sağlıyordu. 1839 Tanzimat İmparatorluk Fermanınca sağlanan özgürlüğü Rumlar ve Ermenilerin eğitim gördüğü Protestan misyonerlik okullarının öğretilerini, İslâm ve Müslümanlardan farklı oldukları duygusu ve onların suçlanmasını aşılamak suretiyle istismar ettiler. (4)

Bir diğer örnek Ermenilerin yine Tanzimat fermanından aldıkları güçle Rusya’dan beklediği yardımdır. 1879’da İstanbul Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan, İki yüz yıldır, Rusya’ya doğru bakıyor ve onun tarafından kurtarılmayı bekliyoruz. Rusya ile bir ittifakı vardırmaktan başka bir kurtuluş yolu görmüyorum.” demişti. (5)

PAYLAŞIM SAVAŞININ GİZLİ ANTLAŞMALARI

Osmanlı Devleti jeopolitiğinin kıymeti müttefikler için paha biçilemiyordu. Daha Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce ve de sonrasında Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşmak üzere gizli antlaşmalar yapılmıştı. Ekim Devrimi sonrası devrimci lider V.I. Lenin bu antlaşmaları dünyaya açıkladı.

Lenin bu anlaşmalardan şöyle bahsetmektedir. Gizli antlaşmalar, Rus kapitalistlerinin Çin, İran, Türkiye, Avusturya vb.yi dilediği gibi soyabilmesini öngörmektedir.”(6)

İngiltere, Fransa, Rusya ve zaman zaman İtalya’nın da dahil olduğu antlaşmalara kısaca değinmemiz gerekirse;

  1. Reval Antlaşması (1908), Osmanlı’nın paylaşım hükmünün verildiği antlaşmadır.
  1. İstanbul Antlaşması (4 Mart-10 Nisan 1915), İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale’ye saldırması üzerine boğazlar üzerindeki iddiasını kaybetme kaygısı güden Çarlık Rusyası ile bu antlaşma yapıldı. Bu antlaşma sonucu müttefikler Rusya’ya boğazları vermeyi kabul ettiler.
  1. Londra Antlaşması (26 Nisan 1915), paylaşıma İtalya’nın da dahil olduğu antlaşmadır. On İki Adalar üzerinde İtalya’nın tam egemenliği ve Antalya ile birlikte Osmanlı’nın Libya’daki bütün hakları İtalya’ya devrediliyordu.
  1. Skyes-Picot Antlaşması (10-23 Ekim 1916), Adana, Suriye ve Mezapotamya’nın Fransa ve İngiltere arasında paylaşılması Rusya tarafından kabul edildi. Erzurum, Van, Muş, Bitlis, Siirt, Trabzon’un batısında sonradan saptanacak sınıra kadar uzanan Karadeniz kıyısı Rusya’ya bırakılıyordu.
  1. Saint-Jean Maurienne Antlaşması (19 Nisan 1917), İtalya’nın da pay sahibi olmak üzere dâhil olduğu ancak Ekim Devrimiyle birlikte geçerliliğini kaybeden antlaşmadır.(7)

ALMANLARDAN ÖNCE İNGİLİZLER VE FRANSIZLAR

Savaşın öncesi ve sonrasında yapılan planların hepsi Osmanlı Devleti’nin bu paylaşım savaşının merkezinde olan ülke olduğunu gösteriyordu. İttihat ve Terakki liderleri açıkça toprakların saldırıya uğrayacağını görmüş ve hızla ittifak arayışlarına girişmişti. Evvela güçlü safta yer almanın Osmanlı Devleti’ni savaşın kazananı yapacağını görülüyor, bu sebeple ilk olarak İngiltere ve Fransa ile görüşmelere başlanıyordu.

Cemal Paşa Hatıraları’nda bu süreci şöyle anlatıyor;

“Bu hale göre evvela İngilizlerle, sonra Fransızlarla hoş geçinmek ve memlekette yeni ıslahat yapmak emelinde olduğumuz hakkında kendilerini ikna etmek ve bu suretle bizi Rusya tecavüzünden korumalarını sağlamak, en esaslı kararlarımız arasında bulunuyordu.”(8)

Öncelikle İngiltere ve Fransa ile görüşmeler yapan İttihatçı liderler bu görüşmelerden elleri boş döndüler. Çünkü bu devletler Osmanlı Devleti’nin müttefik olduğu durumda paylaşılamayacağını biliyor ve böyle bir durumu kabul etmiyorlardı. Fakat Almanya’nın da Osmanlı üzerinde çıkara dayalı amaçları olmadığını söylemek doğru olmazdı. İttihatçılar da bunun gayet farkındaydı. Ancak bu savaşta tarafsız kalmak bertaraf olmayı beraberinde getirecekti. Yine Cemal Paşa Hatıraları’nda şu cümlelerle durumu özetliyordu: “Umumi harbin pek yakın bir gelecekte başlaması, bizim için bir kötü talih sayılabilir. Fakat kar ve zarar dengesinde kar hanesi pek dolgun görünen bu teşebbüsten geri çekilmek ülke ve millet için herhalde pek hayırlı bir iş olmaz.”(9)

ATATÜRK’ÜN OSMANLI DEVLETİ’NİN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NA GİRME ZORUNLULUĞUNA DAİR TESPİTLERİ

Yazının girişinde bahsettiğimiz Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin tarafsızlığı üzerine sunulan tezlerde Atatürk’ün birçok yerde tarafsızlığı savunduğu ve İttihatçıları suçladığı söylenir. Bu konuda Doğu Perinçek Kemalist Devrim-8 kitabında “Atatürk’ün Bütün Eserleri’nin 30 cilt halinde yayımlanmasında çalıştım. Büyük devrimci önderin yazdığı ve söylediği her şeyi okudum; dahası inceledim. Birinci Dünya Savaşı’na girmekten kaçınılabileceği yönünde tek bir sözcük bulunmuyor.” (10) der ve Mustafa Kemal’in bu meseleye dair görüşlerini 5 maddede açıklar. Bunlardan biri Mustafa Kemal’in Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya 10 Ekim 1919 tarihli yazısıdır. Burada Mustafa Kemal savaşa girme zorunluluğumuzu şöyle açıklar:

“Umumi Harb’e katılmamak elbette son derecede arzuya değer idi. Fakat buna maddi imkan mevcut değildi. Çünkü katılmamak, silahlı bir tarafsızlığı yani boğazların kapalı bulunmasını icap ettiriyordu. Halbuki vatanımızın coğrafi mevkii, İstanbul’un stratejik vaziyeti, Rusların İtilaf hükümetleri yanında yer almış olması, bizim seyirci kalmamıza asla müsait değildi. Bundan başka, silahlı bir tarafsızlığı devam ettirilmesi için paramız, silahımız, sanayimiz, kısacası lazım olan vasıtalarımız mevcut değildi.” (11)

SONUÇ YERİNE

Sizlere birçok kaynaktan ortaya çıkan belgelerle, birinci ağızdan anlatılan anılarla Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na giriş zorunluluğunu anlattık. Bugünden baktığımızda birtakım yüzeysel değerlendirmelerle savaşa girmemenin mümkün olduğundan bahsedilebilir. Ancak Osmanlı’nın etrafını saran İngiltere ve Rusya tehlikesine karşı svaşa girmeme ihtimali sıfırdı. Osmanlı istemese de savaş kapısındaydı. Bütün emperyalist devletlerin asıl hedefi Osmanlı topraklarıydı. Paylaşımın tam ortasında, birçok güç tarafından hedef tahtasına oturtulmuş Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na girme kararıyla Türk milletinin ilk direniş ateşini yakmış oldu.

Cemal Paşa, “’Tarafsız kalsa idik, hem o kadar adam ölmezdi, hem de bu felakete uğramazdık’ diyerek bir de büyük uyanıklık göstermeye kalkarlar.

Onlara karşı vereceğimiz cevap:

‘Müdafaa ederek ölmekle, müdafaasız ölmek arasındaki farkı takdir etmeyenlere sözümüz yok!’ demekten ibarettir.” (12) diyordu.

O müdafaasızlığa boyun eğmeyen millet ayakları üzerinde durarak 1914’ten 1923’e kadar büyük bir destan yazdı. Cemal Paşalardan Enver Paşalardan alınan bağımsızlık bayrağını Mustafa Kemaller İsmet İnönüler en ileri taşıdı. Bizler bu mirasa sahip çıkmayı, onu en doğru şekilde anlamayı ve anlatmayı kendimize bir borç biliyoruz. Bir asrı aşkındır sahip çıktığımız bu şanlı tarih asırlarca elden ele yazılacak, ayakları vatan toprağından ayrılmayan gençlerce dilden dile aktarılacaktır.

Elfide Nur Atalay

DİP NOT

  1. Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi, İlkin Başar Özal, S. 19.
  2. Kemalist Devrim-8 Birinci Dünya Savaşı Ve Türk Devrimi, Doğu Perinçek, S. 45.
  3. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu Savaşa Giriş, Stanford Shaw, S. 17.
  4. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu Savaşa Giriş, Stanford Shaw, S. 26.
  5. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu Savaşa Giriş, Stanford Shaw, S. 28.
  6. Lenin, Stalin, Mao’nun Türkiye Yazıları, Doğu Perinçek, S. 138.
  7. Kemalist Devrim-4 Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Polıtıkası, Doğu Perinçek, Syf.24
  8. Hatıralar, Cemal Paşa, s. 119.
  9. Hatıralar, Cemal Paşa, S. 138.
  10. Kemalist Devrim-8 Birinci Dünya Savaşı Ve Türk Devrimi, Doğu Perinçek, S. 47.
  11. Kemalist Devrim-8 Birinci Dünya Savaşı Ve Türk Devrimi, Doğu Perinçek, S. 49.
  12. Hatıralar, Cemal Paşa, S. 152.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir